All is well !!

Slumdog Millioner ‘den sonra izlediğim ikinci Bolywood filmi 3 Idiots’da izlediğim en iyi filmlerden birisi oldu diyebilirim.

Hani filmi izledikten sonra dedim ki , mühendislik okumamdan kaynaklanan bir sebep ile film bana güzel gelmiş olabilir ama imdb’de 8.2 puan alması ile ve ilk 500′e girmesi ile anladım ki herkes için aynı güzellikte bir filmmiş.

Filmin ana fikri insanların istediği mesleği seçememesi sonucunda çekebileceği sıkıntılar ve insanın gerçekten neden hoşlanıyorsa onu yapması gerektiği üzerine kurulu. Son sınıf bir mühendislik öğrencisi olarak diyebilirim ki , 3 idiots filmindeki karakterlere benzer insanlar var etrafımda , mühendis olmak istemişler çünkü sadece aileleri istemiş ya da çok para kazanırım mantığıyla yaklaşmışlar olaya (tabi öyle çok bir paranın olmadığının da farkına varamamışlar :) ).Filmde bu durum daha trajik bir boyutta anlatılıyor çünkü sırf bu yüzden hayatını kaybedenlerden intihar edenlerden bahsediliyor ki olması muhtemel bir durum aslına bakarsanız. Mühendislik bana göre de sadece para kazanmak için yapılabilecek bir iş değil, aynı eforu başka şeye sarfederek insanlar çok daha büyük paralar kazanabilirler. Ama bu bir seçim, eğer ki kişi bir şeyler ortaya çıkarabilmekten gerçekten haz duyuyor ise , bu zorlu sürecide bir şekilde atlatıyor. Çünkü öğrenmeyi sevmiş oluyor. Tesla Motors’un iş başvuru formunda  , “Eğer yaptığımız işe , elektrikli araçlar ve Dünya’yı daha temiz bir hale getirmeye çalışmak size heyecan veremiyorsa , size para kazanabileceğiniz daha kolay işlere girmenizi tavsiye ediyoruz ” dediği gibi , kişi eğer mühendislikten ya da herhangi bir başka meslekten heyecan duymuyor ise , gece yatağına yattığında uğraştığı işe yarın nasıl devam edebileceğini düşünüp uykusu kaçmıyorsa o işi gerçekten sevmiyordur.

Filmin verdiği ikinci bir ders ise , eğer yaptığın işi yapmayı o işi öğrenmeyi gerçekten seviyorsan , şuanda başkaları sana gülsede dalga da geçsen gerçekten içinden gelen o sesi dinliyorsan bir gün o yaptığın işte oldukça başarılı olursun. Para statü bir yere kadar insanı tatmin edebilir ancak gerçekten seni doyuma ulaştıran bir işin yoksa hikayenin sonunda kaybeden sen olursun.

Aslında birkaç post önce buralara bir yere yazdığım Steve Jobs’un Stanford Mezuniyet Konuşmasında söylediği şeylerden çok da farklı değil filmde söylenenler.

Filmin diğer önemli bir noktasıda , en umutsuz anlarda bile umudunu yitirmeyip “all is well ” diyerek çalışma isteğine devam edebilmek.

Yaklaşık 3 saaatlik bu filmi izleyince bir kez daha anladımki , bu güne dek gerçekten sevdiğim işlerin içinde bulunmuşum ve başkasının ne dediğine bakmaksızın hoşuma giden şeyleri yapmışım. Bu işleri yaparken bazı şeyler kaybetmiş gibi görünüyorum ama yapmasaydım kaybetmiş olacaklarım belki çok daha büyük olacaklardı.

O yüzden “ALL IS WELL  “  :)

Sosyal Medya’da son durum

Belki de sosyal medyaya en geç alışanlardan zaman zaman yargılayanlardan birisi bendim. Hayatımıza ilk  olarak web 2.0 ismi ile girmişti yanlış hatırlamıyorsam. Yani artık web dünyası sadece durağan olmakdan çıkıp daha dinamik bir yapıya sahip olacaktı. Ben bunu ilk duyduğumda “Ulan ne gerek var , hadi oradan diyenlerdendim”.

Gel gelelim, zaman zaman kıza kıza kapata kapata artık bende bu sosyal medyanın bir parçası oldum sanırım.Benim için bu bir parçası olma olayı ilk önce bir blog sitesi ile başladı , bu blog değil daha önceden yaptığım tamamen gözümü dolar bürüyen birkaç blogspot sitesi vardı 10-20 usd kazanmış iken google tarafından kapatılmıştım :) . Neyse liseli idik o zamanlar her şey para idi bizim için, ama gerçekten iyi copy paste yapıyordum. Derken bir döneme damgasını vuran ve an itibariyle gelirini paylaşmaya son veren pilli network siteleri var ki , bunlardan bildirgec.org ‘dan iki yada üç kez 20 USD civarı ödemeler aldım tamamen ingilizce’den Türkçe’ye çevirdiğim yazılar vasıtası ile.

Belki bunlar bu gün kullandığımız sosyal medya araçlarından değiller ama benim için başlangıç noktası bu idi.Tabi eğer bir kaç yıl müdavimi olduğum Donanım Haber Forumlarını saymaz isem.

Daha sonra üniversite hazırlık sınıfında iken facebook diye bir şeyden bahsettiler , girip birkaç arkadaşa bakıp daha sonra saçma bularak kapatmıştım. Ancak daha sonrasında World Solar Challenge ekipleri araştırmamda kişilere direk ulaşabilmemi sağladığı için arkadaşların tavsiyesi ile tekrar kullanmaya başladım. Zaman zaman hala dondururum ama Facebook gerçekten kullanılmak zorunda olunan bir şey sanıyorum ki. Üniversite hocalarının bile birer hesabı olduğu düşünüldüğünde gerçekten insanlara çok kolay ulaşılmasını sağlayan bir araç , belki de yakın gelecekde Facebook e-mail ve MSN ‘nin yerini alacak. Bazıları için MSN çoktan yok olmuş olsa da ben hala eski kafa olduğum için kullanıyorum :)

Twitter ise benim için yine sadece meraktan başladı , ilk başlarda facebook varken çok gereksiz gibi gelmişti , pek özelliği yok diye düşündüm Twitter’ın , ama meğer esas fikir sade olması imiş. Bazı kişilerin fikirlerini okumak , ilginç yeni kişilikler tanımak için oldukça iyi bir ortam olmaya başladı benim için bir süre sonra . Şuanda ilgi duyduğum alanlar ile ilgili Formula 1 , solar car ekipleri , elektronik bloggerları ile ilgili haberleri anlık olarak takip edebildiğim bir yer konumuna dönüştü. Onu da bir dönem kapattım ama sanırım bundan sonra bir daha hiç kapatmam.

Foursquare denen şeyi ise sadece deneme amaçla kullandım. O da tam annelere yönelik bir uygulama gibi geldi baştan . Çocuğuna foursquare kullanmasını tembihleyip evden izleyebilirler bence :) . Aslında da onda da gittiğiniz yerlere sizden başka hangi tanıdıklarınızın geldiğini görmeniz , bir yılda o yere kaç kez uğradığınızı bilmeniz gibi detaylar sağlayabilir kişiye. Ama kullanması çok zor bence , her gittiğin yerde elinde mobil cihaz zart A noktasındayım zurt B noktasındayım. Zor iş arkadaş ben uğraşamam en azından .

Geriye kalanlar ise Flickr , Youtube ve LinkedIn benim gözümde. Yani Facebook,Twitter,Youtube,Flickr,LinkedIn dışındakileri kullanmıyorum ve belki denerim ama bu ilk 5 sanırım ihtiyaç.Flicker tamamen bir dönem hobisel olarak detaylarını öğrenmeye çalıştığım fotoğraf sanatından kaynaklanıyor benim için. Bir gün olurda parayı bulursam kendime bir Dijital SLR yada yarı profesyonel bir makina alıp fotoğraflar çekmeye devam edebilirim diye ilginç kişilerin fotoğraflarını inceliyorum.

Youtube ise genelde müzik videoları için listeler oluşturduğum ve arada bir videolara yorum bıraktığım bir yer benim için. Sonuçta hiç kimse için Youtube’suz bir hayat düşünülemez :) .

LinkedIn ise hala yapısı bana karışık gelse de profesyonel iş profilini oluşturma ve alanında profesyonel kişiler ile iletişim kurma konusunda oldukça ciddi bir müessese. Diğerlerden farklı çünkü ciddi , hala üyesi olduğum meslek gruplarını takip edemesem de, pek çok iş ilanının ve bir alanda spesifik bir iş hakkında bir bilginiz var ise uluslararası bir iş bulabileceğiniz bir yer gibi geliyor bana .

Kısacası , şurada yazdığım yazıdan utanıyor ve lafımı geri alıyorum :)

Avustralya-1

Kimsenin pek gitmediği daha doğrusu gitmek isteyipde gidemediği gidip de göremediği  kıta ülkesi Avustralya :) , Türkiye’den yaklaşık 16.000 km uzaklıkta ve aktarmalar esnasında harcanan vakitler sayılmaz ise yaklaşık 21-22 saatlik bir uçak yolculuğu ile kendisine ulaşılabilen uzak bir memleket.

Bu güzel kıtanın içerisinde geçirmiş olduğum ikincil bir 40 günlük bedevilikden ve toplamda ülke içerisinde ulaşmış olduğum yaklaşık 20.000 km karayolu yolculuğu sonrasında  Aussie Land ile ilgili bir şeyler yazmanın vakti sanırım geldi hatta geçti bile.

İçimdeki solar challenge sevdası sebebiyle iki kez katılımcısı olduğum World Solar Challenge sebebiyle her gittiğimde yaklaşık 40 gün olmak üzere toplamda 80 gün kadar bir süre içerisinde barınmak mecburiyetinde kaldığım bir ülke.Sanki zorla göndermişler gibi yazdım ama koşullar zorluydu ondan öyle yazıverdim galiba :)

Kendine özgü yapısıyla ne Avrupa ülkelerine ne de Amerika’ya benzer bir ülke Avustralya , sanki hepsinden bir şeyler almış ve bu kıtaya koyuvermişler gibi , sanırım bunda Avustralya halkının Dünya’nın çeşitli yerlerinden buraya göçme insanlardan oluşmasının büyük bir etkisi var.Kısacası milliyetin pek önemli olmadığı, belli de olmadığı yer Avustralya.Ülkenin simgesi bile olurda içerisinden şöyle bir kıta turu yaparsanız çokca görebileceğiniz hayvanlar olan kanguru ve deve kuşundan oluşmakta .

Aslında Avustralya ile ilgili yazacak pek çok şey var ama hepsini bir düzene koymak sırayla yazabilmek lazım.Ne yazacağımı karıştırmış durumdayım. :) Sanırım en iyisi işi biraz hikayeleştirip hem 2009 hem 2011 yılında gittiğimde yaklaşık olarak aynı rotayı izlediğim(iz) bu ülkede başımıza gelenleri sırayla anlatarak tarihe not düşemek.

Daha hava limanına inmeden , Asya kıtasındaki herhangi bir aktarma noktasından transfer uçağına binerken Avustralya kültürünün içerisine girmeye başlıyorsunuz.Nitekim benim için her iki seferde de Malezya Kuala Lumpur International Airport‘da başladı bu kültürle tanışma olayı.Uçak saati yaklaştığında Dünya’nın çeşitli yerlerine ettikleri seyahatlerden dönen Aussie’ler etrafınızı sarmaya başlıyorlar ve yavaştan konuştukları şeylere kulak misafiri olmaya başlıyorsunuz.Ama işte o an içinizden bir ses Hass… diyor,çünkü bizim kendimiz ingilizce biliyor sanarak yola koyulduğumuz ülkenin insanları pek bir garip ingilizce konuşuyorlar,bu konuyu hollywood dizi ve filmlerini havale ediyorum , meğerse biz Amerikan ingilizcesi öğrenmişiz :D Şu linke tıklayarak bu ablamızını konuşmasını dinlediğinizde sizde hiç bir şey anlamaz iseniz benimle aynı durumdasınız demektir :)

Neyse, derken uçak girişinde bizi Australian Customs’dan karşılıyorlar ellerinde böyle kağıtlarla falan , Soruyorlar , Why are you going to Australia? Is this your first visit  ? , Solar Car Challenge Darwin to Adelaide diyip biz paçamızı kurtardık her iki seferde de , başka bir amaçla gidenlere ne soruyorlar ekstra bilemiyorum bu sebeple .Buradaki ilk kontrolden sonra yaklaşık 10 saatlik ikinci uçağımızda inişe birkaç saat kala Australia Incoming Passenger Cards veriliyor hostesler tarafından.Buradaki en önemli nokta her ne olursa olsun doğru beyanat vermeniz.Eğer vermezseniz ne olacağını merak ediyorsanız youtube’dan bir kaç bölüm Border Security:Australia’s Front Line dizisinden bir kaç bölüm izlemeniz yeterli bilgiyi size sağlayacaktır .

Uçak indikten sonra ise eğer geliş amacınız bizimki gibiyse ve doğru beyanda bulunduysanız fazla vakit kaybetmeden çok fazlada aranmadan direk olarak ülkeye giriyorsunuz.2009′da tüm çantalarımızı kurcalayıp peynirli poğaçalarımızı köpeklere koklatıp bize vermemişlerdi ama 2011′de hiç bir şey sormadan direk gidebilirseniz demişlerdi.Hatta ben de bir bölük askere yetecek miktarda antibiyotik tarzı ilaç vardı ve immigration card’da belirtmiştim. Son kontrolü yapan gümrük görevlisini söylediğimde what kind of medication sorusuna just simple medication like painkillers demiştim ve çantamı x ray den geçirdikten sonra 2009 da ki uygulamaya benzer bir durum bekliyordum ve safçana duruyordum kenarda . Sonraki gümrükçü ablanın “why you are waiting for , you are free to go ” demesiyle “ha tamam o zaman” deyip çantamı alıp ikinci kez bu kıtanın içerisinde kendimi bulmamla başlayan kırk günlük ikinci bir maceraya daha başlamış oldum.

2009 yılında ilk gittiğimizde olduğu gibi , yine arkadaşlarımızın bir gün önceki uçakta konuşup tanıştığı bir Türk abimizin oğulları tarafından havalimanından karşılanıp Melbourne King Street Backpackers‘a bırakılmamız ile yolculuğumuz sona ermiş oldu.Aktarmalarla birlikte yaklaşık 25-27 saat arası süren yolculukdan sonra arkadaşlarımızla buluşup en yakın Hungry Jacks‘ de kendimizi bulduk.Söz konusu burger’cı aslında

 Burger King’in ta kendisinden başka hiç bir şey değil. Hikayesini bilmiyorum ama menü isimleri bile Burger King ile aynı olduğundan sanırım bir sıkıntı yok. Burger’lerimizi six pack alarak yaklaşık 5.5 AUD ‘ye karnımızı doyurdukdan sonra hemen bir cep telefonu hattı almak için o saatlerden açık olan (saat 21:30 civarı idi ) Seven Eleven marketinden bir adet Lyca mobile hat aldık.Bu hat ile Türkiye’yi dakikası 5 cent’den daha az bir miktara arayabiliyordunuz sanırım, 40 gün boyunca toplamda 30 dolar civarı bir paraya rahatça konuşmuştum.

İlk günün ardından laptopumun Avustralya havasını sevmeyip çalışmamaya karar vermesi yüzünden günlük tutma fikrim suya düştüğünden detayları hatırlayamıyorum ancak 3-4 gün kadar Melbourne şehir merkezinde King Street’de konaklamıştık. 2009′daki gidişimde şehri etraflıca bir şekilde görmüş sayılmazdım , Euraka Tower’a çıkıp şehir manzarasını izlemek ve tam merkeze biraz bakınmak dışında çok fazla detay hatırlamıyordum Melbourne’e dair. Bu kez Melbourne’de yapacak daha az işim olması sebebiyle bir kaç arkadaşla akşam üstü Yarra River kenarı gezintisi yapmak, Crowne Plaza Casino’yu tekrar görmek mümkün oldu.

Aşağıda ise , çok yüksek kalitesi ile gözleriniz kamaştıracak olan Nokia 5800 telefonum ile şehirde dolaşırken çekmiş olduğum bazı fotoğraflar var.Harley Heaven denen yer belki Amerika’da falan oldukça fazladır ama Melbourne’deki de bir başka idi . İçerideki orjinal Harleyci dayılardan birisi üstümüz başımız çok düzgün olduğundan olacak , Are you just chillin out here ? :) diye sorduklarında sadece yeah man diyebilmiştim :) .Yarra River etrafından dolaşırken çektiğim fotolardan birisinde de Improving Our Yarra yazan bir çöp toplama istasyonu tarzı bir şey var, o kadar temiz nehiri bile improve etmeye çalışmalarından dolayı Melbourne City Council’i bir kez daha alkışlamak istiyorum :) .

Bu yıl ilk kez gittiğim yerlerden biriside Anzac Memorial idi , en son fotoğrafdaki dehşet arabayı(Sıfır km Holden Commodore SV6 3.6lt [Hertz Melbourne 85 AUD /day :) ] ) kiraladıkdan sonra gittiğimiz yerlerden birisi idi.Hatta yanlışlıkla anma törenine bile katıldık , artık bizim dedelerimize kurşun sıkanları mı andık ne yaptık biz de bilmiyoruz ama mecburen sonuna kadar bekledik 5 dakika :) . Arıburnu Savaş alanı ile ilgili kabartmanın olduğu fotoda detayların hem ingilizce hem Türkçe yazıldığını görmek ilginç bir histi. Ayrıca Gelibolu doğumlu bir kişi olarak Gallipoli Memorial Garden yazısının önünde fotoğraf çektirmek de unutulmaz anlardan birisi idi.

Melbourne’ ün en etkileyici zamanı bana göre insanların işten çıktığı saat akşam 5 civarı saatleri , bir akşam Yarra River kıyısında gezindiğimiz bu saatlerde insanların bisiklet ile yada koşarak evine dönüyor oluşu , zıplayana hoplayanı , nehir kenarındaki spor salonlarını dolduranları ile akşam 6-7 civarı hemen hemen herkesin evine çekilmiş olması ile huzurlu bir şehir sayılabilir Melbourne. Her ne kadar Melbourne’ lüler ooh damn traffic jam falan dese de bu arkadaşların İstanbul’da hiç yaşamamış olduğunu göz önünde bulundurarak hadi oradan diyoruz :) Yeri gelmişken bir Avustralyalıyı hafta içi akşam saat 10′dan sonra aramak yada kapısını çalmak ayıpmış , neden çünkü hepsi sabah 5.30 da kalkıp önce spor yapıp saat 7:00 – 7:30 civarı iş başı yapıyor. Yani tam olarak yatsı ezanı ile yatıp sabah ezanı ile kalkan bir durum içerisinde olurlardı eğer müslüman bir ülke olsalar idi :) . Ki çoğu konuda da ticaret vb. müslüman Türklerin büyük bir bölümünden daha ahlaklı olduklarına şahit olduğumuz anlar da olmadı değil. Diyelim ve ilk yazımızı burada bitirelim. İkincisini yazabilirim umarım..

Waste of time!!

Life is going on , time is passing by , we are just sitting here and watching it.Also , if you are having unplanned days, you are probably in a real waste.In the last one week , I think I am wasting my days without thinking about anything…

Maybe it is the definition for holiday in my mind.At least I feel like that.Holiday is equal to waste of time in my mind. Maybe one day or two day is okay with me but more than two days without working on something makes me feel bad and unhealhty.Maybe it is the bad feeling of living without schedules..I am not sure about that.Also bad weather makes me bad.There is no sunshine over the last 10 days.

Also , I missed my own table chair and room in Sakarya :) Hope to get back to User Tech Labs asap ..

Nowadays I am trying to work on Control Systems and trying to choose the right graduation project topic , but things are going on really slowly.I think this is some kind of lack of enthusiasm disaster in my life again.Just like it happened after solar challenge in 2009.

Being so relaxed is not so good at all , what else all i know is that i need to work much more inspiring TED Talks to overcome this situation…

Btw,I think it would be more nice to keep writing in english in this blog :) I will explain why i decided that way two years later :)

 

Stay Hungry Stay Foolish

I’ve watched Stanford graduation talk of Steve Jobs about 2 years ago , but every time I watch it again , I understand something more and more related to my own story. Here is the talk and important sentences which means so many things to me when I looked it through my own story..

Before the foundation Apple-to be considered during the process of development

You can’t connect the dots looking forward; you can only connect them looking backwards. So you have to trust that the dots will somehow connect in your future. You have to trust in something — your gut, destiny, life, karma, whatever.

After he was fired from Apple-for fired people

Something slowly began to dawn on me — I still loved what I did. The turn of events at Apple had not changed that one bit. I had been rejected, but I was still in love. And so I decided to start over.

I didn’t see it then, but it turned out that getting fired from Apple was the best thing that could have ever happened to me. The heaviness of being successful was replaced by the lightness of being a beginner again, less sure about everything. It freed me to enter one of the most creative periods of my life.

Sometimes life hits you in the head with a brick. Don’t lose faith. I’m convinced that the only thing that kept me going was that I loved what I did. You’ve got to find what you love. And that is as true for your work as it is for your lovers. Your work is going to fill a large part of your life, and the only way to be truly satisfied is to do what you believe is great work. And the only way to do great work is to love what you do.

About life’s only truth:Death

I have looked in the mirror every morning and asked myself: “If today were the last day of my life, would I want to do what I am about to do today?” And whenever the answer has been “No” for too many days in a row, I know I need to change something.

Remembering that you are going to die is the best way I know to avoid the trap of thinking you have something to lose. You are already naked. There is no reason not to follow your heart.

Your time is limited, so don’t waste it living someone else’s life. Don’t be trapped by dogma — which is living with the results of other people’s thinking. Don’t let the noise of others’ opinions drown out your own inner voice. And most important, have the courage to follow your heart and intuition. They somehow already know what you truly want to become. Everything else is secondary.

Stay Hungry. Stay Foolish.

Stay Hungry. Stay Foolish.

 

3 Tekerlekli Felaket

3 tekerlikli güneş arabalarımızın dengeli şekilde gidebilmesine halen inanamıyorum bu video üzerine . Mekanik’den azda olsa anlasamda bu aracın bu kadar kolay devrilmesi oldukça komik :) , tekerlik yerleşimi bakımından Aurora 101′e benzeyen bu araç beni sadece güldürdü :)

http://en.wikipedia.org/wiki/Reliant_Robin

Hayat=Yarış?

Keep Your Goals To Yourself

That’s the most important point diyorum ve sizleri bu müthiş 3 dakikalık TED konuşmasına davet ediyorum.

Sil Baştan…

Never let your memories be greater than your dreams…(Hatıralarının hayallerinden daha büyük olmasına asla izin verme..)

Yapmayı çok istediği şeyleri iyi kötü bir şekilde sona erdirdikten sonra hayata yeniden devam etmekde zorlanan kişiler için söylenmiş bir söz olsa gerek.Sonuçda hatıraların sadece çenemizi ve beynimizi yormakdan öte şuanda yaşadığımız ana bir faydası olmadığı apaçık ortadadır.Ancak o hatıralar gerçekden derin izler oluşturmuşsa insanın manevi dünyasında memories greater than dreams durumu devam ediyor.Aslında bu bir bakıma konulan hedefin büyüklüğünden ve hedefe ulaştıkdan sonra ne yapılacağı konusunda bir hazırlık yapmamış olmakdan kaynaklanıyor olsa gerek.

Yaşadığımız anın gerisinde kalmak , kafanın küçükde olsa bir parçasının eskide kalması şuana odaklanmayı oldukça güçleştiren bir şey, gerçek anlamda zor zamanlar yaşatabiliyor insana..

Her çirkinliğin içinde bir güzellik olduğu gibi , her güzel görünen şeyin altında da bir yada birden fazla çirkinlik olduğunu görmek ve bunu hazmedememek de memories’in izlerini silmek konusunda insanı zorlamakda.

Bunun üzerine David Guetta’dan Memories  hepimiz için gelsin :)

Diye bitirebilirdim ama , bunun yerine ünlü Türk büyüğü Şebnem Ferahın şu sözleriyle bitirmek istiyorum :)
Yorgun gibi bir halin var
Duyguların karışık olabilir mi
Sil baştan başlamak gerek bazen
Hayatı sıfırlamak

Format attım bu gün geri gelicem çok yakında ….

SAGUAR2 -World Solar Challenge 2011

16-23 Ekim 2011 tarihleri arasında düzenlenen World Solar Challenge 2011 ‘e SAGUAR2 ile bu yıl ikinci kez katıldım.Bir önceki aracımıza göre iyileştirmelerde bulunduğumuz SAGUAR 2 , 37 ekip arasından 14.ncü olarak , Avustralya kıtasının 2260 km lik kısmını sadece güneş enerjisinden yararlanarak tamamlayabildi.Hedeflerimizi bu yarışda yakalayamasak da , aracımızın yarışa 3 gün kala limana ulaşması ,yarış sırasında hortumlar ,yağmurlar, yangınlar ile dolu hayat mücadelesi verdiğimiz bir haftayı Avustralya çöllerinde geçirdik. Bireysel ve ekip olarak çok büyük tecrübeler kazandığımız bu yarışta ülkemizin adını bir kez daha temsil edebilmiş olmakdan dolayı gururluyuz.

17 Mayıs 2008 -18 Kasım 2011 tarihleri arasında tam olarak 3yıl 6 ay aktif üyesi bulunarak 4 farklı projesinde yer aldığım hayatımın en büyük tecrübelerini kazandığım ekibim SAITEM’deki aktif görevimden artık ayrılmış bulunuyorum.

Tanıtım ekibi olarak girdiğim ekipte , organizasyondan ,  elektrik-elektroniğe ve proje yöneticiliğine uzanan pek çok farklı işte görev aldım ve Shell Eco Marathon 2009 ,World Solar Challenge 2009 ,Tübitak Formula G 2010  ve en son olarak Ekim 2011 de World Solar Challenge 2011′e katılarak 1 SAHIMO , 3 SAGUAR projesinde bulunmuş oldum.

Bundan sonrasında , genç SAITEMcanlara bıraktığımız ekibin , yeni projelerini ben de sizlerle beraber www.saitem.org  websitesinden takip ediyor olacağım.

Nice başarılı projelere SAITEM …

Yolunuz Açık Olsun…

SB

Follow

Get every new post delivered to your Inbox.