All is well !!

Slumdog Millioner ‘den sonra izlediğim ikinci Bolywood filmi 3 Idiots’da izlediğim en iyi filmlerden birisi oldu diyebilirim.

Hani filmi izledikten sonra dedim ki , mühendislik okumamdan kaynaklanan bir sebep ile film bana güzel gelmiş olabilir ama imdb’de 8.2 puan alması ile ve ilk 500′e girmesi ile anladım ki herkes için aynı güzellikte bir filmmiş.

Filmin ana fikri insanların istediği mesleği seçememesi sonucunda çekebileceği sıkıntılar ve insanın gerçekten neden hoşlanıyorsa onu yapması gerektiği üzerine kurulu. Son sınıf bir mühendislik öğrencisi olarak diyebilirim ki , 3 idiots filmindeki karakterlere benzer insanlar var etrafımda , mühendis olmak istemişler çünkü sadece aileleri istemiş ya da çok para kazanırım mantığıyla yaklaşmışlar olaya (tabi öyle çok bir paranın olmadığının da farkına varamamışlar :) ).Filmde bu durum daha trajik bir boyutta anlatılıyor çünkü sırf bu yüzden hayatını kaybedenlerden intihar edenlerden bahsediliyor ki olması muhtemel bir durum aslına bakarsanız. Mühendislik bana göre de sadece para kazanmak için yapılabilecek bir iş değil, aynı eforu başka şeye sarfederek insanlar çok daha büyük paralar kazanabilirler. Ama bu bir seçim, eğer ki kişi bir şeyler ortaya çıkarabilmekten gerçekten haz duyuyor ise , bu zorlu sürecide bir şekilde atlatıyor. Çünkü öğrenmeyi sevmiş oluyor. Tesla Motors’un iş başvuru formunda  , “Eğer yaptığımız işe , elektrikli araçlar ve Dünya’yı daha temiz bir hale getirmeye çalışmak size heyecan veremiyorsa , size para kazanabileceğiniz daha kolay işlere girmenizi tavsiye ediyoruz ” dediği gibi , kişi eğer mühendislikten ya da herhangi bir başka meslekten heyecan duymuyor ise , gece yatağına yattığında uğraştığı işe yarın nasıl devam edebileceğini düşünüp uykusu kaçmıyorsa o işi gerçekten sevmiyordur.

Bu yazının devamını oku

Sosyal Medya’da son durum

Belki de sosyal medyaya en geç alışanlardan zaman zaman yargılayanlardan birisi bendim. Hayatımıza ilk  olarak web 2.0 ismi ile girmişti yanlış hatırlamıyorsam. Yani artık web dünyası sadece durağan olmakdan çıkıp daha dinamik bir yapıya sahip olacaktı. Ben bunu ilk duyduğumda “Ulan ne gerek var , hadi oradan diyenlerdendim”.

Gel gelelim, zaman zaman kıza kıza kapata kapata artık bende bu sosyal medyanın bir parçası oldum sanırım.Benim için bu bir parçası olma olayı ilk önce bir blog sitesi ile başladı , bu blog değil daha önceden yaptığım tamamen gözümü dolar bürüyen birkaç blogspot sitesi vardı 10-20 usd kazanmış iken google tarafından kapatılmıştım :) . Neyse liseli idik o zamanlar her şey para idi bizim için, ama gerçekten iyi copy paste yapıyordum. Derken bir döneme damgasını vuran ve an itibariyle gelirini paylaşmaya son veren pilli network siteleri var ki , bunlardan bildirgec.org ‘dan iki yada üç kez 20 USD civarı ödemeler aldım tamamen ingilizce’den Türkçe’ye çevirdiğim yazılar vasıtası ile.

Belki bunlar bu gün kullandığımız sosyal medya araçlarından değiller ama benim için başlangıç noktası bu idi.Tabi eğer bir kaç yıl müdavimi olduğum Donanım Haber Forumlarını saymaz isem.

Daha sonra üniversite hazırlık sınıfında iken facebook diye bir şeyden bahsettiler , girip birkaç arkadaşa bakıp daha sonra saçma bularak kapatmıştım. Ancak daha sonrasında World Solar Challenge ekipleri araştırmamda kişilere direk ulaşabilmemi sağladığı için arkadaşların tavsiyesi ile tekrar kullanmaya başladım. Zaman zaman hala dondururum ama Facebook gerçekten kullanılmak zorunda olunan bir şey sanıyorum ki. Üniversite hocalarının bile birer hesabı olduğu düşünüldüğünde gerçekten insanlara çok kolay ulaşılmasını sağlayan bir araç , belki de yakın gelecekde Facebook e-mail ve MSN ‘nin yerini alacak. Bazıları için MSN çoktan yok olmuş olsa da ben hala eski kafa olduğum için kullanıyorum :)

Twitter ise benim için yine sadece meraktan başladı , ilk başlarda facebook varken çok gereksiz gibi gelmişti , pek özelliği yok diye düşündüm Twitter’ın , ama meğer esas fikir sade olması imiş. Bazı kişilerin fikirlerini okumak , ilginç yeni kişilikler tanımak için oldukça iyi bir ortam olmaya başladı benim için bir süre sonra . Şuanda ilgi duyduğum alanlar ile ilgili Formula 1 , solar car ekipleri , elektronik bloggerları ile ilgili haberleri anlık olarak takip edebildiğim bir yer konumuna dönüştü. Onu da bir dönem kapattım ama sanırım bundan sonra bir daha hiç kapatmam.

Foursquare denen şeyi ise sadece deneme amaçla kullandım. O da tam annelere yönelik bir uygulama gibi geldi baştan . Çocuğuna foursquare kullanmasını tembihleyip evden izleyebilirler bence :) . Aslında da onda da gittiğiniz yerlere sizden başka hangi tanıdıklarınızın geldiğini görmeniz , bir yılda o yere kaç kez uğradığınızı bilmeniz gibi detaylar sağlayabilir kişiye. Ama kullanması çok zor bence , her gittiğin yerde elinde mobil cihaz zart A noktasındayım zurt B noktasındayım. Zor iş arkadaş ben uğraşamam en azından .

Geriye kalanlar ise Flickr , Youtube ve LinkedIn benim gözümde. Yani Facebook,Twitter,Youtube,Flickr,LinkedIn dışındakileri kullanmıyorum ve belki denerim ama bu ilk 5 sanırım ihtiyaç.Flicker tamamen bir dönem hobisel olarak detaylarını öğrenmeye çalıştığım fotoğraf sanatından kaynaklanıyor benim için. Bir gün olurda parayı bulursam kendime bir Dijital SLR yada yarı profesyonel bir makina alıp fotoğraflar çekmeye devam edebilirim diye ilginç kişilerin fotoğraflarını inceliyorum.

Youtube ise genelde müzik videoları için listeler oluşturduğum ve arada bir videolara yorum bıraktığım bir yer benim için. Sonuçta hiç kimse için Youtube’suz bir hayat düşünülemez :) .

LinkedIn ise hala yapısı bana karışık gelse de profesyonel iş profilini oluşturma ve alanında profesyonel kişiler ile iletişim kurma konusunda oldukça ciddi bir müessese. Diğerlerden farklı çünkü ciddi , hala üyesi olduğum meslek gruplarını takip edemesem de, pek çok iş ilanının ve bir alanda spesifik bir iş hakkında bir bilginiz var ise uluslararası bir iş bulabileceğiniz bir yer gibi geliyor bana .

Kısacası , şurada yazdığım yazıdan utanıyor ve lafımı geri alıyorum :)

Avustralya-1

Kimsenin pek gitmediği daha doğrusu gitmek isteyipde gidemediği gidip de göremediği  kıta ülkesi Avustralya :) , Türkiye’den yaklaşık 16.000 km uzaklıkta ve aktarmalar esnasında harcanan vakitler sayılmaz ise yaklaşık 21-22 saatlik bir uçak yolculuğu ile kendisine ulaşılabilen uzak bir memleket.

Bu güzel kıtanın içerisinde geçirmiş olduğum ikincil bir 40 günlük bedevilikden ve toplamda ülke içerisinde ulaşmış olduğum yaklaşık 20.000 km karayolu yolculuğu sonrasında  Aussie Land ile ilgili bir şeyler yazmanın vakti sanırım geldi hatta geçti bile.

İçimdeki solar challenge sevdası sebebiyle iki kez katılımcısı olduğum World Solar Challenge sebebiyle her gittiğimde yaklaşık 40 gün olmak üzere toplamda 80 gün kadar bir süre içerisinde barınmak mecburiyetinde kaldığım bir ülke.Sanki zorla göndermişler gibi yazdım ama koşullar zorluydu ondan öyle yazıverdim galiba :)

Kendine özgü yapısıyla ne Avrupa ülkelerine ne de Amerika’ya benzer bir ülke Avustralya , sanki hepsinden bir şeyler almış ve bu kıtaya koyuvermişler gibi , sanırım bunda Avustralya halkının Dünya’nın çeşitli yerlerinden buraya göçme insanlardan oluşmasının büyük bir etkisi var.Kısacası milliyetin pek önemli olmadığı, belli de olmadığı yer Avustralya.Ülkenin simgesi bile olurda içerisinden şöyle bir kıta turu yaparsanız çokca görebileceğiniz hayvanlar olan kanguru ve deve kuşundan oluşmakta .

Bu yazının devamını oku

Takip Et

Get every new post delivered to your Inbox.