Avustralya-1

Kimsenin pek gitmediği daha doğrusu gitmek isteyipde gidemediği gidip de göremediği  kıta ülkesi Avustralya 🙂 , Türkiye’den yaklaşık 16.000 km uzaklıkta ve aktarmalar esnasında harcanan vakitler sayılmaz ise yaklaşık 21-22 saatlik bir uçak yolculuğu ile kendisine ulaşılabilen uzak bir memleket.

Bu güzel kıtanın içerisinde geçirmiş olduğum ikincil bir 40 günlük bedevilikden ve toplamda ülke içerisinde ulaşmış olduğum yaklaşık 20.000 km karayolu yolculuğu sonrasında  Aussie Land ile ilgili bir şeyler yazmanın vakti sanırım geldi hatta geçti bile.

İçimdeki solar challenge sevdası sebebiyle iki kez katılımcısı olduğum World Solar Challenge sebebiyle her gittiğimde yaklaşık 40 gün olmak üzere toplamda 80 gün kadar bir süre içerisinde barınmak mecburiyetinde kaldığım bir ülke.Sanki zorla göndermişler gibi yazdım ama koşullar zorluydu ondan öyle yazıverdim galiba 🙂

Kendine özgü yapısıyla ne Avrupa ülkelerine ne de Amerika’ya benzer bir ülke Avustralya , sanki hepsinden bir şeyler almış ve bu kıtaya koyuvermişler gibi , sanırım bunda Avustralya halkının Dünya’nın çeşitli yerlerinden buraya göçme insanlardan oluşmasının büyük bir etkisi var.Kısacası milliyetin pek önemli olmadığı, belli de olmadığı yer Avustralya.Ülkenin simgesi bile olurda içerisinden şöyle bir kıta turu yaparsanız çokca görebileceğiniz hayvanlar olan kanguru ve deve kuşundan oluşmakta .

Aslında Avustralya ile ilgili yazacak pek çok şey var ama hepsini bir düzene koymak sırayla yazabilmek lazım.Ne yazacağımı karıştırmış durumdayım. 🙂 Sanırım en iyisi işi biraz hikayeleştirip hem 2009 hem 2011 yılında gittiğimde yaklaşık olarak aynı rotayı izlediğim(iz) bu ülkede başımıza gelenleri sırayla anlatarak tarihe not düşemek.

Daha hava limanına inmeden , Asya kıtasındaki herhangi bir aktarma noktasından transfer uçağına binerken Avustralya kültürünün içerisine girmeye başlıyorsunuz.Nitekim benim için her iki seferde de Malezya Kuala Lumpur International Airport‘da başladı bu kültürle tanışma olayı.Uçak saati yaklaştığında Dünya’nın çeşitli yerlerine ettikleri seyahatlerden dönen Aussie’ler etrafınızı sarmaya başlıyorlar ve yavaştan konuştukları şeylere kulak misafiri olmaya başlıyorsunuz.Ama işte o an içinizden bir ses Hass… diyor,çünkü bizim kendimiz ingilizce biliyor sanarak yola koyulduğumuz ülkenin insanları pek bir garip ingilizce konuşuyorlar,bu konuyu hollywood dizi ve filmlerini havale ediyorum , meğerse biz Amerikan ingilizcesi öğrenmişiz 😀 Şu linke tıklayarak bu ablamızını konuşmasını dinlediğinizde sizde hiç bir şey anlamaz iseniz benimle aynı durumdasınız demektir 🙂

Neyse, derken uçak girişinde bizi Australian Customs’dan karşılıyorlar ellerinde böyle kağıtlarla falan , Soruyorlar , Why are you going to Australia? Is this your first visit  ? , Solar Car Challenge Darwin to Adelaide diyip biz paçamızı kurtardık her iki seferde de , başka bir amaçla gidenlere ne soruyorlar ekstra bilemiyorum bu sebeple .Buradaki ilk kontrolden sonra yaklaşık 10 saatlik ikinci uçağımızda inişe birkaç saat kala Australia Incoming Passenger Cards veriliyor hostesler tarafından.Buradaki en önemli nokta her ne olursa olsun doğru beyanat vermeniz.Eğer vermezseniz ne olacağını merak ediyorsanız youtube’dan bir kaç bölüm Border Security:Australia’s Front Line dizisinden bir kaç bölüm izlemeniz yeterli bilgiyi size sağlayacaktır .

Uçak indikten sonra ise eğer geliş amacınız bizimki gibiyse ve doğru beyanda bulunduysanız fazla vakit kaybetmeden çok fazlada aranmadan direk olarak ülkeye giriyorsunuz.2009’da tüm çantalarımızı kurcalayıp peynirli poğaçalarımızı köpeklere koklatıp bize vermemişlerdi ama 2011’de hiç bir şey sormadan direk gidebilirseniz demişlerdi.Hatta ben de bir bölük askere yetecek miktarda antibiyotik tarzı ilaç vardı ve immigration card’da belirtmiştim. Son kontrolü yapan gümrük görevlisini söylediğimde what kind of medication sorusuna just simple medication like painkillers demiştim ve çantamı x ray den geçirdikten sonra 2009 da ki uygulamaya benzer bir durum bekliyordum ve safçana duruyordum kenarda . Sonraki gümrükçü ablanın “why you are waiting for , you are free to go ” demesiyle “ha tamam o zaman” deyip çantamı alıp ikinci kez bu kıtanın içerisinde kendimi bulmamla başlayan kırk günlük ikinci bir maceraya daha başlamış oldum.

2009 yılında ilk gittiğimizde olduğu gibi , yine arkadaşlarımızın bir gün önceki uçakta konuşup tanıştığı bir Türk abimizin oğulları tarafından havalimanından karşılanıp Melbourne King Street Backpackers‘a bırakılmamız ile yolculuğumuz sona ermiş oldu.Aktarmalarla birlikte yaklaşık 25-27 saat arası süren yolculukdan sonra arkadaşlarımızla buluşup en yakın Hungry Jacks‘ de kendimizi bulduk.Söz konusu burger’cı aslında

 Burger King’in ta kendisinden başka hiç bir şey değil. Hikayesini bilmiyorum ama menü isimleri bile Burger King ile aynı olduğundan sanırım bir sıkıntı yok. Burger’lerimizi six pack alarak yaklaşık 5.5 AUD ‘ye karnımızı doyurdukdan sonra hemen bir cep telefonu hattı almak için o saatlerden açık olan (saat 21:30 civarı idi ) Seven Eleven marketinden bir adet Lyca mobile hat aldık.Bu hat ile Türkiye’yi dakikası 5 cent’den daha az bir miktara arayabiliyordunuz sanırım, 40 gün boyunca toplamda 30 dolar civarı bir paraya rahatça konuşmuştum.

İlk günün ardından laptopumun Avustralya havasını sevmeyip çalışmamaya karar vermesi yüzünden günlük tutma fikrim suya düştüğünden detayları hatırlayamıyorum ancak 3-4 gün kadar Melbourne şehir merkezinde King Street’de konaklamıştık. 2009’daki gidişimde şehri etraflıca bir şekilde görmüş sayılmazdım , Euraka Tower’a çıkıp şehir manzarasını izlemek ve tam merkeze biraz bakınmak dışında çok fazla detay hatırlamıyordum Melbourne’e dair. Bu kez Melbourne’de yapacak daha az işim olması sebebiyle bir kaç arkadaşla akşam üstü Yarra River kenarı gezintisi yapmak, Crowne Plaza Casino’yu tekrar görmek mümkün oldu.

Aşağıda ise , çok yüksek kalitesi ile gözleriniz kamaştıracak olan Nokia 5800 telefonum ile şehirde dolaşırken çekmiş olduğum bazı fotoğraflar var.Harley Heaven denen yer belki Amerika’da falan oldukça fazladır ama Melbourne’deki de bir başka idi . İçerideki orjinal Harleyci dayılardan birisi üstümüz başımız çok düzgün olduğundan olacak , Are you just chillin out here ? 🙂 diye sorduklarında sadece yeah man diyebilmiştim :).Yarra River etrafından dolaşırken çektiğim fotolardan birisinde de Improving Our Yarra yazan bir çöp toplama istasyonu tarzı bir şey var, o kadar temiz nehiri bile improve etmeye çalışmalarından dolayı Melbourne City Council’i bir kez daha alkışlamak istiyorum 🙂 .

Bu yıl ilk kez gittiğim yerlerden biriside Anzac Memorial idi , en son fotoğrafdaki dehşet arabayı(Sıfır km Holden Commodore SV6 3.6lt [Hertz Melbourne 85 AUD /day 🙂 ] ) kiraladıkdan sonra gittiğimiz yerlerden birisi idi.Hatta yanlışlıkla anma törenine bile katıldık , artık bizim dedelerimize kurşun sıkanları mı andık ne yaptık biz de bilmiyoruz ama mecburen sonuna kadar bekledik 5 dakika :). Arıburnu Savaş alanı ile ilgili kabartmanın olduğu fotoda detayların hem ingilizce hem Türkçe yazıldığını görmek ilginç bir histi. Ayrıca Gelibolu doğumlu bir kişi olarak Gallipoli Memorial Garden yazısının önünde fotoğraf çektirmek de unutulmaz anlardan birisi idi.

Melbourne’ ün en etkileyici zamanı bana göre insanların işten çıktığı saat akşam 5 civarı saatleri , bir akşam Yarra River kıyısında gezindiğimiz bu saatlerde insanların bisiklet ile yada koşarak evine dönüyor oluşu , zıplayana hoplayanı , nehir kenarındaki spor salonlarını dolduranları ile akşam 6-7 civarı hemen hemen herkesin evine çekilmiş olması ile huzurlu bir şehir sayılabilir Melbourne. Her ne kadar Melbourne’ lüler ooh damn traffic jam falan dese de bu arkadaşların İstanbul’da hiç yaşamamış olduğunu göz önünde bulundurarak hadi oradan diyoruz 🙂 Yeri gelmişken bir Avustralyalıyı hafta içi akşam saat 10’dan sonra aramak yada kapısını çalmak ayıpmış , neden çünkü hepsi sabah 5.30 da kalkıp önce spor yapıp saat 7:00 – 7:30 civarı iş başı yapıyor. Yani tam olarak yatsı ezanı ile yatıp sabah ezanı ile kalkan bir durum içerisinde olurlardı eğer müslüman bir ülke olsalar idi 🙂 . Ki çoğu konuda da ticaret vb. müslüman Türklerin büyük bir bölümünden daha ahlaklı olduklarına şahit olduğumuz anlar da olmadı değil. Diyelim ve ilk yazımızı burada bitirelim. İkincisini yazabilirim umarım..

Hakkında sbaydan
Electronics Engineer , HVAC Automation and Software Engineer , Outdoor ,Motorsports

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: